24 Şubat 2014 Pazartesi

Bir nebze özür gibi bişeydi.


Neden eskisi gibi yazamadığımı düşünüyorum aylardır.
Acılarım mı azaldı yoksa mutluluklarım mı bilemiyorum.
Bir çok sorunun cevabını artık bulamıyorum...
Sanırım sözcüklerimi bile baskı altına aldığım için içimden ne yazmak geliyor ne de blogla ilgilenmek.
Geçmişteki beni bazı özelliklerinden dolayı özlüyorum.
Mesela daha çok üreten bir insandım.
Hiç değilse kendi görüşlerim vardı. Karşımdaki kırılacak mı? Ya da onsuz kalacak mıyım diye korkmuyordum.
Kaybetmekten korktuğum birisi yoktu ve böyleyken sanki daha özgürce şeyler yazabiliyordum.
Ama artık düşünmem gereken birisi var.
Biz varız. Ve tek harfin bile onun canını sıkmasını istemiyorum.
Noktanın,virgülün,ünlemin bile yeri önemli!
Yine de kırmadan,kırılmadan eskisi gibi sayfalarca hergün yazmak isterdim.
Sözcüklerimi yutmak yerine sayfalarca içimi dökmek isterdim.
Yapamıyorum. İstesemde olmuyor.
Okuduğunuzda diyeceksiniz ki peki şimdi neden yazdın bu kadar?
Ve ya nasıl çıktı bunca kelime parmak uçlarından...
Anlatayım o halde;
Kalbimin neşesi gitti.
Şuan benden kilometrelerce uzakta. Ve kalbi kırık gitti.
O kırılınca susar. Ve öyle bi sustu ki içimi ezdi.
Aslında kırmamak için elimden geleni yaptığım şu günlerce en basit şeylere kırılarak gitti.
Kalbimi yanında götürdü de gitti.
Benim onsuz kurduğum tek hayal,gördüğüm tek rüya bile yokken gitti...
Biliyorum bunu saymazsak 4 gün sonra dönecek.
Ve döndüğünün ertesi günü yeni yaşına girecek.
Onu çok seviyorum. Ona çok hayranım.
Lütfen Allah'ım dilediği tüm dileklerde olma şansını ver bana...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder